Amsterdam Tren Garı

Bir kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için bir çok alanda kendini cesaretle sınaması gerekmektedir ki kendini bulsun. Öncelikle kendine sonrasında tüm insanlığa faydası olsun. Bazılarımız bunu üniversitedeyken kendi kendine yapabiliyorken bazılarımız ömür boyu bunu gerçekleştiremeden Maslow’ un hiyerarşisinde daha alt basamaklarda sonlandırıyoruz yaşamımızı.

Yeni Nesil Z kuşağı çocuklar ise velileri tarafından istesin ya da istemesin yeteneği olsun ya da olmasın bazı nedenlerle bir çok etkinliğe, kursa, derse, kampa,…vb dahil oluyorlar. Bu konuda hem şanslılar hem de şanssızlar. Şöyle ki; velileri bilinçli olup kendileriyle demokratik bir ailede konuşularak, isteklerini dile getirerek, zorlanmadan, yetenekleri de göz önünde bulundurularak bu tür çalışmalar içine giren çocuklar çok şanslı. Ama imkanları olup, yeteneklerine bakmadan kendisinin ya da çevresinin istediği her çalışmaya katılan, ailesi tarafından dinlenmeyen, her zaman arkadaşlarıyla kıyaslanan, her zaman en iyisi olmaya zorlanan çocuklar ise çok şanssız.

Bizim hem kendi kızlarımıza hem de tüm öğrencilerimize her zaman tavsiyemiz:
Oku!
Gez!
Cesur Ol!
Merak Et!
Soru Sor!
oluyor. Ayrıca akademik başarının tek başına pek bir şey ifade etmediğini, insanın kendini gerçekleştirmesinin bir bütün dahilinde olduğunu aktarmaya çalışıyoruz.
Mutlaka bir spor dalıyla uğraşmalarını, bir enstrüman çalmalarını, en az bir yemeği en iyi şekilde yapmalarını, bir şarkıyı en içli söylebilmeyi, ağlayınca salya sümük ağlamayı, gülünce şen kahkalarla gülmelerini öğütlüyoruz.
Sonuç olarak Duru; ilkokul ikinci sınıfta akademik eğitimle birlikte sanatsal yaşamına Piyano ve Bale derslerine öğretmenlerinin yetenekli dediği doğrultuda yönlendirdik. Dört senedir devam etmesine rağmen istediği zaman bırakabileceğini biliyor. Hatta piyanonun zorlamaya başladığı bir dönem bunu istedi de. Ama gerçek nedenlerini öğretmeni ve kendisi ile uzun uzun konuşunca bu ayrılık kısa sürdü.
Bugüne kadar jimnastik, yüzme, satranç, bilgisayar, halk oyunları, voleybol, bocce, resim kurslarına katıldı. Bunların çoğunu kendi okulunda aldı.Bazıları iki hafta bazıları bir gün sürdü. Bazıları ise hala devam ediyor.
Virtüez olur mu? Bilmiyoruz. Ama Fazıl Say’ı canlı dinleyip kendisiyle görüşüp, piyanosunda parça çalarken gözlerindeki ışıltıyı biliyoruz. Olup olmaması da önemli değil. Mutlu olsun, eğlensin, heyecanlansın ve enstrüman çalmanın disiplinini alsın bizim için yeter. 7 seviyelik skalanın 4. kademesinde şu an. Herhangi bir yarışma ya da yetenek sınavına girmedi. Ama sıkı çalıştığını ve azmini görüyoruz. Sahnede de izledik. İsteyince neler yapabildiğini ya da zorlukları nasıl aştığının da farkındayız. Artık zevk almaya başladı çalmaktan. İstediği parçayı çalabilecek duruma geldi. Bazıları bir kaç günde melodi olurken bazılarının senfoni olması bir kaç ay sürüyor.
Nihayet fotoğrafa gelince 2018 yazında Ren Nehri bisiklet turumuz boyunca çaldığı son piyano Amsterdam Tren Gar’ındaki bu piyano oldu. Öncesinde piyano olan her tren istasyonu, hava alanı, konuk olduğumuz evlerdekiler dahil onlarca piyanoya dokundu, sesini dinledi. Parçalarını çalabilmek için haftalarca uğraştığı Ludwig Van Beethoven’ın evini Bonn’da ziyaret etti. Doğduğu odayı ve ilk çaldığı aletleri gördü. İşte böyle bir yolcuğun son piyanosu…

    Related Posts

    PRESTO-ALLEGRO ile İLK BULUŞMA
    SİVİL SAYFALAR
    HEPŞENLER HEP EVDE

    Leave a Reply